Berrin Sönmez
Yazı konumla çok ilgili olmamakla birlikte Kobanê hakkında kısa bir ansiklopedik bilgiyle başlamak iyi olacak. Türkiye Suriye sınırında ve Suruç’un karşısında yer alan Kobanê Osmanlı hakimiyetinde Arap Pınarı (Ayn elArap) adını taşıyordu. Bu isimlendirme geçmişte Arap nüfusun çoğunlukta olduğunu düşündürüyor. Ancak günümüzde nüfus yapısı yüzde 90 Kürt, yüzde 5 Türkmen, yüzde 4 Arap, yüzde 1 Ermeni olarak kabul ediliyor. Şirket (kompani) kelimesinin yerleşik halk ağzında değiştirilmesinden geldiği düşünülen bir isim Kobanê. Türkçede Konstantinople İstanbul’a dönüştüğü gibi Kürtçede de kompani Kobanê’ye dönüşmüş görünüyor. Şirket kelimesinin yer ismine dönüşmesi de Hicaz Demiryolu ile ilişkili. Bu uzun demiryolu ağının 3 B ayağı, Boğaziçi, Bağdat, Basra kısmı Alman Deutsche Bank sermayesi ile kurulan şirket tarafından gerçekleştirilmişti. Hattın Arap Pınarı mevkiindeki istasyonu bölge halkının dünya ile bağlantısını sağlayarak yerleşik nüfus için bir cazibe merkezi oluşturunca şirket kelimesinin genişleyen bölgede halk arasında verilen isimle Kobanê’ye dönüştüğü düşünülüyor. Ancak bölgenin resmi ismi haline gelişi 2012 yılına rastlar. Suriye iç savaşında Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu söylenen bölgelerde Kürt yönetimi kurulunca Arap Pınarı yerine orada yaşamakta olanların yaygın olarak kullandığı Kobanê/Kobani ismi resmileşti.
Kobanê davası, IŞİD adıyla bilinen -gerçi bizim yönetimin isim değiştirme hızına yetişemediğim için kendi bildiğim ilk isim- Irak Şam İslam Devleti açılımlı terör örgütünün vahşi saldırılarıyla ilişkili. Her terör örgütü gibi pek çok farklı kaynaktan beslenen IŞİD için ana kaynak olarak ihale, Saddam sonrası dağılan Irak ordusuna kalmıştı. Başta Ezidîler olmak üzere kadınları, kız çocuklarını köle pazarlarında cariye olarak satıp tecavüze izin vermişti. Pek çok kadın ve çocuğu da komutanlarına, militanlarına savaş ganimeti olarak dağıtmıştı. Oğlan çocuklarını ise zorla askeri eğitime tabi tutup çocuk asker olarak yetiştirmeye yönelmişti. Savaşan veya biat etmeyen yetişkinleri ya rehin alıp para karşılığında bırakmış ya da vahşice katletmişti. Kafa kesme, diri diri yakma yöntemleriyle öldüren bu eylemlerin videolarını dünyaya dağıtarak yarattığı korku iklimiyle büyüyen bir örgüttü IŞİD ve tüm bunları İslam dini adına yaptığı propagandasını yayıyordu dünyaya. Bugün dini değerler adına davaya katılmış olan Diyanet o gün ne yapıyordu? IŞİD’in söylem ve eylemleriyle mücadele için “dinin ana kaynaklarından doğru ve güncel bilgi ile” halkın hizmetinde ve yeni Selefilik adı altında işkenceyi din gibi sunan bu terör örgütünün karşısında arı-duru inancımızı savunuyor muydu? Ülkemizde ve dünya genelinde IŞİD söylem ve eylemlerinin gençler üzerinde etki gücüne sahip olmasını önlemek için harekete geçmiş miydi? Yoksa merdiven altı yapılanmalarla IŞİD zihniyetinin ülkemizde yuvalanmasına göz mü yummuş hatta çanak mı tutmuştu? Tabii ki bu sonuncusu geçerliydi. Yerden mantar biter gibi fışkıran yeni Selefilik akımı kitapçıları, dershaneleri, yurtları, evleri İçişleri Bakanlığı gibi Diyanetin yani toptan olarak iktidarın, Erdoğan’ın bilmediği işler değildi. Neyse bu kısma tekrar dönerim şimdi Diyanetin pek sevdiği tanımla Kobanê davası olarak bilinen bu siyasi yargılamaya yol açan olayların siyak ve sibakına (bağlamına ve etkilerine) bakalım.
2014 Eylül'ünde Kobanê’yi kuşatmaya başladığı andan itibaren Türkiye Kürtleri, sınırın öte yanındaki akrabalarına yardım için her yolu denemişti. Suriye iç savaşı ve Suriye’de bilek güreşine tutuşan büyük güçleri ve tabii ki Türkiye yöneticilerini IŞİD’i engellemeye çağırmak için her yolu denediler. Kobanê halkı vahşi kıyım tehdidi altındaydı. Bölgede yönetimi ele geçirmiş olan PYD/YPG güçleri IŞİD karşısında yetersiz görülmüş olacaktı ki hem Türk askerinin hem çok uluslu gücün müdahale etmesini sağlamak için Türk ve dünya kamuoyunu harekete geçirmeye çalıştılar. Irak, İran ve Türkiye Kürtleri, Suriye Kürtlerinin can ve mal güvenliği için çırpındı o günlerde. Türk yöneticiler duyarsız kaldı resmen. Oysa Türkiye için de büyük bir güvenlik tehdidiydi IŞİD, sınırımıza dayanmıştı. “Öfkeli gençler”i durdurmak yerine Süleyman Şah Türbesi'ni kaçırarak uluslararası anlaşmalarla sabit Türkiye toprağından vazgeçtiler. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa toprak kaybetti, o günün yöneticileri IŞİD’i durdurmak istemediği için. Oysa Suriye’deki çok uluslu gücün bir parçası olan Türkiye için bu dehşet verici insanlık suçlarını önlemek hem görevdi hem kolaydı. Kendi askerimizle saldırıyı önlemek yerine PKK gerillalarını güya örtülü biçimde sınırımızdan geçirip Kobanê’ye girmelerini sağladılar. O günlerde PKK’ye verilen asıl destek bu değil miydi ki şimdi HDP’li politikacılar terör desteği gerekçesiyle yargılanıyor. Kendileri somut olarak Türkiye toprağını terk ettiler ama HDP’li politikacıları muhayyel bölücülük iddiasıyla yargılıyorlar. Dünyanın pek çok ülkesinde yapılan protesto eylemleri ile kamuoyu oluşturma çabası, Türkiye şehirlerinde yapılınca bölücülük anlamı taşıyor olarak kabul edildi. Demokratik hakların kullanılması, demokrasi ve hukuk kriterleriyle gerçekleşecek şekilde izinli yürüyüşler yasaklandığı için yapılan eylemler şiddete dönüşünce de seçilmiş Kürt siyasetçiler, meşru siyasi parti olan HDP'liler suçlu sayıldı. Peki ne zaman suç olarak görüldü 6-8 Ekim 2014 olayları? Hemen olayların yaşandığı günlerde yargı harekete geçti mi? Hayır. Çünkü o günün iktidarı bir seçim daha kazanmasını sağlayacak Kürt karşıtlığı ile yetinmişti. O günün siyasi ihtiyacı karşılanmıştı, yeterliydi. Altı yıl sonra 2020’de açıldı Kobanê davası.
Olayların üzerinden altı yıl sonra açılıp yargının siyaset üzerinde sopa olarak kullanıldığı davalardan birisi oldu Kobanê. Altı yıl sonra açılıp yıllar içinde pek çok adliye değiştirmiş, defalarca dosyalarda ayırma ve ekleme işlemleri yapılmış bu siyasi davanın iddianamesi de 6 bin sayfa. Ankara Sincan Adliyesi 22’inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dava önce Diyarbakır’da başlayıp sonra Malatya’ya taşınmıştı. 2 Ağustos tarihli duruşmada ilginç ve belki de siyasi tarihimizde ilk denilebilecek bir gelişme yaşandı. Diyanet İşleri Başkanlığı davaya kamu idaresi olma sıfatıyla katılma talebinde bulundu. 11 Mayıs tarihli dilekçesinden bizler salı günü duruşmada öğrendik. Esenyurt gibi bazı belediyeler de katılma talebinde bulunmuş “mahkemeye destek olma” amacıyla, fakat onların katılma talebi kabul görmemiş. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın katılma talebi kabul edildiği için şimdi artık bu ülke hukuksuzluk serisinde yeni bir aşamaya geçmiş sayılabilir.
IŞİD’in Kobanê’ye yönelik saldırıları üzerine 6-8 Ekim 2014’te gerçekleşen protestolar gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobanê Davası, Diyanet’in katılmasından nasıl etkilenecek, merak konusu. Yıllar sonra açılıp yıllardır süren davalarda somut delil eksikliği ve gizli tanık (yalancı şahit) bolluğu yetersiz kaldı ki bir türlü siyasetin ihtiyacına uygun sonuçlanamadı. Şimdi iktidarın en önemli propaganda aygıtı haline gelen Diyanet, Kobanê duruşmalarında sahne alınca duruşmaların seyrini ve kararı etkiler mi, şimdiden kestirmek güç. Ancak din-devlet ilişkisinin geldiği boyutun önemli bir göstergesi. Artık iktidarın ihtiyaç duyduğu anlarda yargı üzerindeki baskı gibi verilecek hukuksuz karara toplum nezdinde meşruiyet kazandırma fonksiyonu da yüklenmiş olarak Diyanet, siyasetin en kullanışlı aparatı oluyor demek mümkün.
Bu arada merak edenler olursa hemen söyleyeyim Diyanet’in katılma dilekçesinden hiçbir dini gerekçe yok diyebilirim. Yazmadan önce aynı merakla yana yakıla dilekçenin tam metnini görmek istedim. Bir gazeteci arkadaşımız gönderdi ve okuduğumda Diyanet’in görev tanımıyla uyumlu hiçbir katılma gerekçesi olmadığını gördüm. Sadece sorumluluğu Diyanet’e ait olan ibadet yerlerinin şiddet eylemlerinden zarar görmesinden söz ediliyor. Bu iddiada ise herhangi bir somut olgu belirtilmemiş. Hangi cami/mescitin, hangi tarihte ve ne tür bir zarar gördüğüne dair olgu iddiası geçmiyor dilekçede. Bu konuda sadece verilen zararın vatandaş nezdinde devleti itibarsızlaştırdığı ifadesi gerekçe gösterilmiş. Yaklaşık üç sayfalık dilekçede Diyanet Kanunu'ndan ihtiyaca binaen alıntı yapılmış. Dinin temel kaynaklarından doğru ve güncel bilgi aktarımına ilişkin yasal yükümlülüklerine atıf var. Oysa bu yasal görevi nedeniyle Diyanet asıl olarak Kobanê davasında HDP’li politikacılara ağır cezalar istemek yerine vaktinde IŞİD’in karşısına güçlü sağlam dini dayanaklarla çıkmalıydı. Bu nedenle yasal yükümlülük iddiasını ihtiyaca binaen kullanmış yorumunu yapıyorum. Bu politikacıların “dini değerlerimizi aşağılayan söylemleri” oluyormuş ki tek bir somut örnek verilmiyor dilekçede. Bunun dışında tüm yazılanlar ise sade suya tirit hükmünde, bölünme korkulu hamasetten ibaret.
Anlaşılan siyasi davalarda artık sıkça sahne alacak Diyanet İşleri. Ali Erbaş yönetimindeki Diyanet sanırsınız ki hukukun üstünlüğüne inanıyor. Katılma dilekçesinde hukukun üstünlüğüne değinilmiş çünkü. Ancak müftülükten atılan Mehmet Deniz hukuk yoluyla hakkını aramış. Mahkeme göreve iade kararı vermiş. Ali Erbaş başkanlığındaki Diyanet yargı kararını uygulamamış. Mehmet Deniz Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ancak henüz sonuçlanmamış ve kim bilir nasıl bunalımlara sürüklenmiş. Mehmet Deniz intihar etti. Diyanet İşleri Başkanlığı Mehmet Deniz’i önce dini değerlere aykırı hayat tarzı ithamıyla görevden attı. Sonra hukuk hükmüne uymayarak Mehmet Deniz’i intihara sürükledi. Hem de aykırı bulduğu hayat tarzı ithamı nereden baksanız acıtıcı, incitici bir sudan sebep, insan hayatını söndürmüş. Bisiklet ve motosiklet kullanması, cübbe giymeyişi aykırı hayat tarzı olarak işten atılma bahanesi. Gerçek sebep şüphesiz Diyanet içindeki klik/çete savaşlarında mevcut yönetimin tarafında yer almayışıdır, buna şüphe yok. Ancak işe son verme gerekçesi olarak yazıya geçirilebilmiş olması bisiklet ve motor kullanmanın dini değerlere aykırı görülmesi gibi bir absürt yaklaşımın rağbet gördüğü anlamına geliyor. Hele cübbee… Sanırsınız ki cübbe Allah’ın emri, İslam’ın şartı… Oysa cübbe geçmiş dönemlerin erkek giyim modasına ait bir kıyafet parçasından ibaret. Ama işte bugünün o yeni Selefilik denilen akımı cübbeyi put edinmiş halde. Diyanet de selefiliği resmi din politikası haline getirmiş olmalı ki hem Mehmet Deniz’i işten atıp yargı kararına da uymayarak intihara sürükleme suçuna bahane etmiş hem de vaktiyle IŞİD söylem ve eylemleri karşısında gereken tutumu almamıştı. Allah rahmet etsin Mehmet Deniz’in eşi Emine Deniz, Ali Erbaş’a “bu işte parmağınız olduğunu inkar mı edeceksiniz?” sorusunu yöneltmiş. Ben de şöyle sorayım üstünüze vazife olan personelinizin haklarını koruma ve yargı kararını uygulama görevini yerine getirmediğiniz halde üstünüze vazife olmayan Kobanê davasında sahiden hukuki kaygılarla mı katılma talebinde bulundunuz?
Peki iktidar neden Diyanet'in davaya katılmasına ihtiyaç duydu? Somut delil bulamadığı için “manevi destek” arıyor olabilir. Yalnız haber verelim o dilekçede kesinlikle manevi bir ruh yok. Salt materyalist söylemlerle dolu popülist politikacı kaygısı hakim. Misal Diyanet yerine Merkez Bankası bir kamu idaresi sıfatıyla katılma talebinde bulunsa yine benzeri bir dilekçe metni okurduk. Fakat tabii ki iktidarın siyasi hesaplarına Diyanet kadar kullanışlı bir aparat olarak monte edilemezdi. Etnik ayrıştırmanın dinî ayrıştırma ile iç içe geçirilmesi girişimi olarak görülen Kürt siyasetini güya çoğulculaştırma politikası, iktidarın uzun yıllardır sürdürdüğü muhalefeti bölme taktiğinin bir diğer ayağı. Hüda Par ile bu taktik dindar Kürtler ile seküler Kürtler arasında da bir ayrıştırma harekatı olarak görüldü. Diyanet’in Kobanê davasına katılması iktidarın Kürtler arasındaki dindar-seküler ayrıştırmasını tahkim ederek HDP’nin Kürt siyasi hareketinin en güçlü temsilcisi olmasını engelleme politikasını tahkim etmeye hala çok ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Büyük ihtimalle Kobanê davasının sonucu AYM kararını da şekillendirecek. Diyanet’in katılması sonrasında HDP’nin yerini almış olan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (YSP) üzerinde kurulacak baskıyı sürdürülebilir kılmak amacına yöneliktir. İktidarın hedefi Kürt halkının seküler politikacılara ve partilere değil Hüda Par’a meyletmesini sağlamak. Kürt seçmenin ezici çoğunlukla seküler partilerden yana gerçekleşen tercihini değiştirmesi için bu davada Diyanet’in desteğine ihtiyaç duyulmuş gibi görünüyor. Dindar-seküler karşıtlığı Kürt siyasetinde hayli azalmışken Hüda Par’a can verme nedenlerinden birisi de kutuplaşmanın kırılmasını durdurmak olmalı. Kürt halkının Kobanê davasına olan desteğini azaltırsa verilecek hukuksuz karara meşruiyet sağlayacağını düşünüyor olmalı iktidar.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları
-
Yıldız RamazanoğluYeni metin ne söyleyecek? 25.03.2021 Tüm Yazıları
-
RAGIP DURAN'Bir tek kişinin otoritesi suçtur!' 22.03.2021 Tüm Yazıları
-
Sevilay YALMANMesele Gergerlioğlu meselesi değil! 19.03.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKBACAKİZMİT KÖRFEZİ YAKIN, DENİZ BİZE ÇOK UZAK! 17.03.2021 Tüm Yazıları
-
Ural ATEŞERANADİL... 21.02.2021 Tüm Yazıları
-
Demir Küçükaydınİki Devrimci – Türeci ve Şahin 4.01.2021 Tüm Yazıları
-
Perihan MAĞDENHayaller: ETHOS, Gerçekler: BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM 18.11.2020 Tüm Yazıları
-
Talat ULUSOY9 Eylül 1922, İzmir’in “KURTULUŞ” Günü’nde… 9.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mahmut ÖVÜRAK Parti mi “İhvan’cı” siz mi operasyon çekiyorsunuz? 8.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mustafa Yurtsever2010 YILI REFERANDUMU’NUN BİTMEYEN HİKAYESİ 29.08.2020 Tüm Yazıları
-
Hilâl KAPLANİstanbul Sözleşmesi yaşatır mı? 7.08.2020 Tüm Yazıları
-
Eşref ÇAKARKonca Yazışmaları... 5.08.2020 Tüm Yazıları
-
Kadri GÜRSELTürkiye’de darbe mi olacak gerçekten? 16.05.2020 Tüm Yazıları

































































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025