İhsan DAĞI
AK Parti'nin en başarılı olduğu alanlardan birisi dış politikaydı. Hem iç kamuoyu hem de dünya Türkiye'nin bölgesiyle entegrasyonunu ve bölgesel sorunları ortak akılla çözme girişimlerini ilgiyle, hayranlıkla izliyordu.
Bölgeyi bir barış, istikrar ve ekonomik işbirliği alanı haline getirmek gibi bir misyonla çok önemli adımlar atıldı. Komşularla sıfır sorun cumhuriyet dönemi dış politikasında bir paradigma değişimi anlamına geliyordu.
Şimdi risk, demokrasiyi ve ekonomik kalkınmayı destekleyen bir dış politika pratiğinden demokrasiyi ve ekonomik kalkınmayı baltalayacak bir dış politika noktasına gelmemiz.
Hep söylemişimdir; dış politika sadece dışa yönelik bir eylem değildir; dış politikanın önemli işlevlerinden biri, 'iç'i kurması, 'iç düzen'i tahkim etmesi ve meşrulaştırmasıdır. Bu nedenle dış politikanın, bazen iç politik amaçlarla araçsallaştırılması bildik, yaygın bir uygulamadır.
Dış politika algıları, tercihleri ve yönelimi belli bir düzeni pekiştirir. Biliyoruz ki dış politika yıllarca, komşuları 'düşman' olarak niteleyen 'kuşatılmışlık' zihniyetini meşrulaştırmak ve toplumsallaştırılmak için kullanıldı. Sonuçta özgüvenden yoksun, herkese korku ve kuşkuyla bakan bir toplum yaratıldı.
Her yandan gelen tehdit, içerde önemli bir işlev gördü; otoriter yapı meşru ve de gerekli görülmeye başladı. Otoriterlik dış politika yoluyla oluşturulan korku ve kuşkularla pekiştirildi. Güvenliğin temel ihtiyaç ve temel öncelik olduğu bir ülkede elbette 'güvenlik bürokrasisi' sistem üzerinde vesayet sahibi olacaktı. Liberal bir demokrasi, çoğulculuk ve hukuk devleti 'dört yanı düşmanlarla çevrili bir ülke için lükstü.
Bu yapı 1999 sonrası değişmeye başladı. Bir yandan demokratikleşme reformları öte yandan da ekonomik kalkınma ve refah üretme gereği, dış politikada tehdit ve korku üretme, tehdit ve korkuyu içerinin otoriterleşmesi için kullanma imkânlarını ortadan kaldırdı.
Sonuçta çatışma ve gerginlik yerine işbirliği ve diyaloğu merkeze alan, askeri tehdit yerine dış politika hedeflerine ulaşmak için 'yumuşak güç'ünü kullanan bir dış politika anlayışı uygulanmaya başlandı. Komşularla sıfır sorun politikası bu anlayış üzerine inşa edildi. Devlet ve diplomasi kadar iş dünyasının, düşünce kuruluşlarının ve sivil toplumun da rol aldığı, dışarıyla derin ilişkiler kurduğu bu dönemde Türkiye'nin hem prestiji hem etkinliği küresel ve bölgesel düzeyde arttı.
Paradoksal biçimde Arap Baharı Türkiye'nin dış politikasının kimyasını bozdu. Devrimler Arap halkının demokrasi ve özgürlük taleplerinden çok, Ortadoğu'da 'Batı düzeni'ne Arap halklarının bir isyanı olarak okundu.
Ortadoğu'yu Batı boşaltıyorsa Türkiye doldurmalıydı ortaya çıkan boşluğu. Tarihi ve kültürel 'ortaklıklar' böyle bir misyona mahkûm ediyordu Türkiye'yi.
'Yeni Ortadoğu'yu biz kuracağız' iddiası böyle bir zihin dünyasının eseri. 'İlham kaynağı' olmak yerine 'kurucu' bir güç olma iddiası çok ileri bir noktaya işaret eder. Hegemonik unsurlar içeren 'ağabey' tutumunu bile aşan 'emperyal' bir hava içerir. Dolayısıyla böyle bir misyona bölgeden paydaşlar bulamazsınız. Kimse kendi ülkesini emperyal bir projenin parçası haline getirecek bir sürece destek vermez. Sonuçta kurduğunuz 'yumuşak güç' unsurlarını da kaybedersiniz. Elinizde sadece 'katı güç', yani 'bilek gücü'nüz kalır. Bugünün dünyasında da bilek gücünüzü kullanmanız zordur.
Paradoks budur; ne 'katı-askeri gücünüzü' kullanabiliyorsunuz, ne de 'yumuşak gücünüz' artık bir anlam ifade ediyor. Çünkü güç kullanma tehdidinde bulunduğunuz anda yumuşak gücünüzün etkinliğini de bitirmiş olursunuz. Suriye ve Irak'ta yaşadığımız açmaz budur. Artık ne önceki 'işbirliği' paradigmasına dönebiliriz ne de 'çatışma' paradigmasının vazgeçilmezi olan tek taraflı güç kullanma imkânına sahibiz.
Dolayısıyla başa dönüyoruz; Türkiye'nin dış politikası 'iç politika'daki iktidar projeksiyonlarının bir uzantısı haline geliyor. Suriye, Irak ve İran'la yaşadığımız sorunlar, ABD ile ilişkilerin gelinen noktası ve AB krizi bu aktörlerin iç gelişmeleri kadar bizim 2014 senaryolarıyla da alakalı. Sakın Suriye 2014 sonrası için bir 'son adım' olmasın?
Yazarlar
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları





































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.01.2025
10.05.2024
11.04.2024
8.04.2024
3.01.2024
25.12.2023
13.12.2023
16.10.2023
9.10.2023
17.06.2023