Zekeriya Kurşun
Dünya zor günlerden geçiyor. Bir tarafta küresel ısınma, diğer tarafta doğal afetler ve insanoğlunun acımasızca tükettiği kaynaklar yüzünden çıkan savaşlar ile boğuşuyor. Felaketlerin sonuçları en çok son üç yüz yılın mağdurlarını etkilese de, bu gidişattan dünya gezegeninde yaşayan bütün varlıklar etkileniyor. Ormanlar yanıyor, toprak kuruyor, hayvanlar açlık ve susuzluktan kaçarak kendi hayat alanlarının dışına çıkıyor. Bütün bunları gözlemleme yeteneğine sahip insanoğlu çare üretmek yerine yangına su taşıyor. İdeoloji, din, medeniyet veya daha mikro düzeyde mezhep-meşrep savaşları; petrol, su savaşı, olmadı ticaret savaşı adı altında her gün yeni bir felakete imza atıyor.
Bugünkü görüntü, “insan insanın kurdudur” diyen Hobbes’u haklı çıkarıyor. Elbette şark kültüründe ve özellikle İnsanı “ünsiyet” yani uyumluluk ile açıklayan İslamiyet nokta-i nazarından Hobbes’un vardığı hüküm külliyen yanlış görülebilir. Fakat bugün bir kesim insanın hemcinslerinin elinden düçar olduğu felaketleri açıklayacak yegâne kavram, maalesef “homo homini lupus”dur. Yani insan insanın kurdudur.
Yok mu bunun çaresi? Elbette var! İnsanoğlunun kendini yeniden keşfetmesi ve ihtiraslarından arınıp, ihtiyaçlarının minimum düzeye indirmesidir çare. Lafı dolandırmadan söyleyelim. Bugün Trump’ın başlattığı ve Türkiye’yi de etkisi altına alan ticaret savaşları sadece bir çılgının ihtirası değil, bilakis bütün insanlığın müptela olduğu daha fazlasına sahip olma ve tüketim hastalığından kaynaklanmaktadır.
ABD ve Çin arasındaki rekabet sadece birbirlerini değil, bütün dünyayı etkilemektedir. Uzağa gitmeyelim. Mesela; İran’a uygulanan ambargo ile diğer Ortadoğu ülkelerinin sahip oldukları enerji kaynaklarının değeri göreceli olarak artarken; gerçekte savaşın parçası olmaları hasebiyle bu kaynaklar değerlerini yitirmektedir. Zira bundan sonra daha fazlasını “arz” edecekler, fakat uluslararası sistem ve özellikle ABD onların bu arzlarına karşılık daha düşük bir değer biçecektir. Aşırı tüketime alışmış ve tam bir israf toplumu haline gelmiş olan Körfez ülkeleri yeni maliyetleri kaldıramayacak ve kendilerini yeni bir karmaşanın içinde bulacaklardır. ABD ambargosu ile İran tehdidinin azalacağını umut eden Körfez ülkeleri, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olacaklardır.
TÜRKİYE’NİN DOLAR İLE İMTİHANI
Aynı şekilde, bugün Türkiye’ye karşı büyük bir ekonomik savaş açılmıştır. Türkiye’nin kendi ayakları üstünde durması, bölgesel güç olma gayretleri, İslam dünyası, Türk dünyası ve Balkanlar; hele hele Afrika ile ilgilenmesi karşısında dolar ile cezalandırıldığında kuşku yoktur. Özellikle Rusya, Çin ve diğer bazı ülkeler ile Türk Lirası ve kendi para birimleriyle ticaret yapma pazarlıkları ABD’yi çılgına çevirmiştir. İran’ın komşusu olması ve ambargo karşısındaki tavrı ayrıca Suriye ve Irak’taki gelişmeler de cabasıdır. Bütün bunlar, doların yükselişi karşısında iz’anını kaybetmemiş herkesin düşünüp söyleyecekleri şeylerdir. Biraz ağır olacak ama soralım: Peki ya “hırsızın hiç mi suçu yoktur?” Durun hemen oklarınızı siyasete yönlendirmeyin. Önce aşağıdaki satırları okuyun sonra hükmü yine siz verin.
Türkiye son on yılda sürekli büyüyen ve büyüme hızını dünya ortalamasının üstüne çıkaran bir ülkedir. Elbette bu büyümeden önemli bir kesim görünür bir şekilde pay almış ve almaktadır. Doğrusu pay alan kesimler bunu hiç inkâr etmeden hızlı bir şekilde geliştirdiği tüketim alışkanlıkları ile de teşhir etmektedir. En mütevazı semtlere kadar taşınan dünya markaları, en ücra bölgelerde bile konuşlanan lüks tüketim noktaları bunun en belirgin göstergeleri değil midir? Vakıf üniversitelerinin bahçelerinde açılan uluslararası zincir “cafeler”; gençlerin eskiden sadece “caddede” bulabildikleri mekânların bütün semtlere dağılması yeni tüketim alışkanlıklarına ayna tutmuyor mu? Geçmişte korunaklı otobüs duraklarını özleyenler şimdi en pahalı otomobiller ile sokaklarda boy göstermektedir. Çocuklarını en yakın okula kaydederken okul aile birliğinin talep ettiği bağışa kıyamet koparanlar şimdi en uzak semtlerde dolara endeksli fiyatlandırmalar yapan okullara koşmaktadırlar.
İtirazı olanlara hemen söyleyelim. Elbette insanımız her şeyin en iyisine layıktır. Helal ve meşru kazancın yine meşru bir şekilde harcanması kadar tabii bir şey yoktur. Ancak unutmayalım, her şeyin bir bedeli vardır.
Ekonomi biliminin izahı bir yana; basit bir ifade ile söyleyecek olursak; tüketimin bedeli üretimdir. Ya bireysel bir hak olarak ürettiğin kadar tüketecek ve durağan bir ekonomiye razı olacaksın veya başkalarını ve ülkeni düşünerek “çok üretecek, az tüketeceksin”. Oysa bugün hepimizin inkâr edemeyeceği gerçek şudur: Türkiye’de üretime nispeten dengesiz bir şekilde çok yüksek bir tüketim vardır. Oysa ne ülkemizin şartları, ne geçmişimiz ve ne de dinimiz buna cevaz vermemektedir. Doların yükselişi karşısında anlamsız feryatlar ile zaman geçirmek yerine toplum olarak derhal aklımızı başımıza devşirmek zorundayız. Kaynakların israfını önlemek, geleceğimizi garanti altına almak için büyük çoğunluğu dolara bağlı tüketim ekonomisinden, israftan vazgeçmeliyiz. “Yerli ve Milli” kavramlarını anlamlandırmalı, çok üretip, az tüketmeliyiz.
Eskiler “her musibette bir hayır vardır” derler. Belki de bugün yaşadığımız “dolar musibeti” tüketim çılgınlığını frenleyip, bize tasarrufu öğretecek ve daha büyük felaketlerden koruyacaktır.
Yazarlar
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları








































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.06.2020
1.02.2019
18.03.2019
18.02.2019
4.02.2019
10.01.2019
3.02.2019
17.12.2018
22.11.2018
12.11.2018